Röntgenciler

- Mesleğiniz ?

- Röntgencilik...

Geçenlerde bir turizm organizasyonunda, tur rehberi otobüsdeki yolcuları tek tek yanına çağırıp kendilerini tanıtmalarını istiyordu. İlk soru isminiz, ikinci soruda mesleğiniz.

Bana sorulan ikinci soruya verdiğim cevapla tahminimce “tur” ‘un daha ilk dakikalarının neşeli başlamasını sağladım.

Toplum içinde yüz kızartıcı bir sıfat olan “röntgencilik” klasik ve eski tabiri ile aslında benim mesleğim.

Henüz biz yaşlardaki insanlarında çok yakından bildiği gibi bizim gençlik yıllarımızda bile bizlerin adı “röntgenci” idi. Çünkü radyoloji uzmanlarının ağırlıklı çalışma alanları klasik röntgen çekimleri idi.

1980-86 yıllarını kapsıyan benim tıp fakültesi dönemlerimde ilk kez “ultrasonografi” “tomografi” gibi ucube bazı terim ve uğraşılar ortaya çıkmaya başladı. Geçen yirmi beş sene içinde de teknoloji ve bilgi birikimi o kadar hızla değişti ki, artık klasik röntgenciler “uzay üssü alfa” da çalışan astronotlara benzedi. Sanırım bizlerin röntgenci sıfatları artık yukarıda ki gibi esprilere konu olacak sadece.

Ben bu gerçeği ilk fark edenlerdenim. İhtisas yıllarımda klasik röntgen yerine daha yeni yeni gelişmekte olan ultrasonografi teknolojisi iile ilgilenmeye başladım. Gördüm ki bu teknolojilerin gerektirdiği anatomi, fizyoloji ve fizyopatoloji bilgisi ile görüntüleme tekniği röntgenden çok farklı. Radyoloji ana bilim dalı içerisinde bu farklı görüntüleme modalitelerinin “subbranşlar” halinde ayrılması ve spesifik olara bu alanlarda uzmanlaşılması gerektiğini o yıllardan beri söylerim. Eminim bir gün akademisyenler bir yıllık temel radyoloi ihtisasından sonra bu farklılaşmayı gerçekleştirecekler.

Bu arada sözlerimden klasik röntgenin faydasız bir şeyolduğu imajı çıkmasın. Özellikle kemik ve batında bazı konularda daha bence yüzyıllarca vazgeçilemeyecek bir yeri varröntgen ve röntgenciliğin. Örneğin yabancı bircisim yuttuğunuzda veya vucudunuza saplandığında, hiçbir uzay üssü basit bir röntgen filminin yerini tutamaz. Keza mamografi olarak bilinen meme radyogramlarının verdiği bilgileri de diğer modaliteler ile elde edemezsiniz.

Yine seksenli, doksanlı yıllarda röntgenciler pek doktordan sayılmazdı. Örneğin acil nöbetleri yoktu. Mesai saatleri günde 4-5 saatti. Doğru dürüst bir iğne yapmaları bile pek istenmezdi. Branş bir yerde fotoğrafçlığa dönmüştü. Çekimi net yapacaksın, filmi iyi banyo edeceksin, rapor filan pek önem verilmezdi. Klinisyen arkadaşlar filmi şöyle bir floresan lambaya tutup. “hımm bu hastanın şusu var” derdi. Hatta filmleri ıslak alıp zaman kazanırlardı. Bu açıdan değişen tek şey filmlerin çok kısa zamanda otomatik banyo makinalarında kurumasından dolayı artık pek ıslak alınamamaları. Rapora yine pek itibar eden yok. Doğrusu yeni röntgencilerinde pek rapor yazmaya hevesleri yok.

Oysaki röntgenci, çok iyi bir fizyopatolog,anatomici, dahiliyeci, algoritm uzmanı olmak ve vucudun hemen her sistemini çok iyi bilmesi gerekir. Günümüzde kontrast madde kullanımı, kateter ve stent kullanımı, girişimsel işlemlerde perkütan cerrahi tanı ve tedavi sistemlerinin devreye girmesi ile çok ince işler yapan bir operatör de olmak zorundadır. Hastadan istenen işlemi teknik olarak denetlemek, bir sonraki aşamalar için hasta ve hekimi yönlendirmek sorumlulukları vardır.

Bana gelince...

Seksen altı yılından bu yana tek lineer problu ultrasonografik sistemlerden nerede ise her organ için ayrı dizayn edilmiş 5-6 prob sisitemlerini kullanan, dört boyutlu görüntüleme, kalp ve kemikle korunmayan hemen her yere USG eşliğinde girerek operatif işlemler yapan bir röntgenci ! oldum.

Bildiğim kadarı ile İzmir’de özel ve tüzel sektörde ilk gece ve hafta sonu nöbeti tutan ve acil olgularda ilk işlemler arasında USG yi kullanan, hastaları buna göre acil servis departmanlarına dağıtan röntgenci olduğumu söyleyebilirim. Yine özel sektörde ilk “girişimsel sonografik işlemleri” yapan ve ilk prostat biopsisini uygulayan röntgenciyim. Yanılıyorsam meslektaşlarım beni affetsin ben böyle biliyorum. Yine özel sektörde “radyolojinin maküs talihini” yendiğimi düşünüyorum. Sadece USG labaratuarı açacağım dediğimde başta kendi meslektaşlarım olmak üzere bana gülünmüştü. Oysaki bugün sayısız benim gibi sadece USG ile yada CT yada MR ile ilgilenen meslektaşım var. Bazı durumlarda klinisyen arkadaşlarımız bize asiste ediyorlar. Bunlarda Radyolojinin bireysel gelişim basamaklarını oluşturdu.

Birazda Ultrasonografi...

Bu çok sevdiğim tanı modalitesi aynı zamanda radyoloji uzmanını yine maküs talihine mi döndürüyor. Ekranda hareket eden bir şeyleri gören hasta ve yakınları başlıyor kendi bilgi ve görgüsünü konuşturmaya.

- bak oğlum bu senin miden !! Oysaki ben hidronefroz halinde bir böbreği inceliyorum. Yada,

- bak bak Hülya bebeğimizin yüzü !! ben fetusun karın çevresini ölçüyorum.

Tabi bunun tersi de var.Bizde onlara tek tek safra kesesindeki taşları saydırıp zaman kazanıyoruz !! Populizm...

Tıbbi bir tetkik oluyor bir şov aracı. Doktor hastaya, hasta yakınına, hasta yakını bir dostuna. Hani avcı fıkraları gibi.

Bu arada da kaybolan dikkat ve teşhis güvenliği. Bu aralar hastalara “cd” vererek, USG odasında değil evlerinde benzetme yapmalarını ve seyir duygularını köreltmeye çalışıyoruz. E azından biz röntgenciler, önce sessiz dikkatli bir inceleme yapıp sonrasında shov yapmamız gerekiyor gibi geliyor bana.

Değinmeden geçemeyeceğim bir dört boyutlu USG var.Allah’tan simdilik sadece gebelikle sınırlı.

Halkımızın bilmesinde fayda var ki; bu uygulama ile fotoğraflarda görüldüğü gibi gerçekten bebeğin gerçek görüntüsü hareketleri ile birlikte bire bir gösterilebiliyor ve gerçekten çok şirin görüntüler elde ediliyor. Ama bu durum her haftada, her gebede ve her fetus için geçerli değil. Operatör kabiliyeti ve teknolojini yanında anne karın duvarının kalınlığı ve ses geçirgenliği, bebeğin içinde yüzdüğü sıvının miktarı ve lokalizasyonu, plasenta lokalizasyonu, annenin kıpırdamadan sabretmesi, bebeğin kıpırdamadan sabretmesi!! ve nihayet bebeğin olgunluk haftası önemli etkenler. Dolayısı ile her haftada her gebe bu uygulamaya girerek bebeğini kucağındaki gibi göremez. En azından şimdilik...

Öte yandan renkli USG de yoktur. Renklendirilmiş USG vardır. Biz istersek o ten rengini yeşil yada mor da yapabiliriz.

Doğrusu halkın talebinin biz röntgencilere gelirken “bir vesikalık fotoğraf” çektireyim olunca biraz buruluyorum. Oysa ki iki boyutlu siyah beyaz ekranlı USG iyi biroperatörelinde ve ileri teknoloji bir cihazda mükemmeller yaratmaktadır.

Evet günün birinde biri size “röntgenciyim” derse hemen saldırmayın. Bizler sizler için önemliyiz.

Rad. Dr. İnanç ÇAĞLAYAN
9.12.2005